Değerli Ortaklarımız,

Pandeminin etkilerini ağır bir şekilde yaşadığımız 2020’nin ardından, 2021 yılı hem aşı faktörünün devreye girmesi hem de küresel ekonominin çarklarının tedarik zincirindeki aksamalara rağmen yeniden dönmeye başlamasıyla bir toparlanma yılı olarak öne çıktı. İlk şokun atlatılmasından sonra genel olarak ekonomilerde görülen toparlanma, “normale dönüş” senaryolarının konuşulmaya başlamasını sağladı. Ancak bu iyimser hava, yılın son döneminde Omicron varyantının hızla yayılmasıyla yerini yeniden belirsizlik ve endişelere bıraktı. Dünya genelinde aşılamada hedeflerin gerisinde kalınması ve özellikle düşük gelirli toplumların aşıya erişimde yaşadığı sıkıntılar, Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı gibi virüsü yeniden bir “küresel risk” haline getirdi. Bu durum ekonomilerde ivme kaybına yol açarken, pandemiden çıkış ve pandemi öncesinin para ve maliye politikalarına dönüş konusundaki belirsizlikler de arttı.

Öte yandan yükselen enerji ve emtia fiyatları ile üretim zincirinde yaşanan aksaklıklar, dünya genelinde beklenenden daha yüksek ve daha geniş tabanlı enflasyona yol açtı. Enflasyonist baskı tüm ekonomileri zorlarken, yılın son döneminde ABD ve Euro bölgesindeki enflasyon rakamları tarihi seviyelere ulaştı. Bu durum, yakın zamana kadar fiyat artışlarının geçici olacağını savunan merkez bankalarının da artık bu görüşten uzaklaşarak, enflasyonun kalıcı olabileceği endişesini dile getirmeye başlamalarına yol açtı. Pandeminin başından 2021 sonuna kadar dünya ekonomilerini desteklemek için piyasalara 32 trilyon ABD doları tutarında kaynak aktaran merkez bankalarının, önümüzdeki dönemde para politikalarında sıkılaşmaya gitmesi bekleniyor.

Gelişmiş ekonomilerin bu amaçla faiz artırımına gitmeye başlaması, özellikle borç yükü altındaki gelişmekte olan ekonomilerin sermaye akışlarına, para birimlerine ve mali pozisyonlarına yönelik riskleri artırıyor. Dünyadaki jeopolitik gerginlikler ve iklim değişikliği kaynaklı büyük doğa olaylarının ortaya çıkma olasılığı da bu riskleri artırıyor. Öte yandan pandeminin daha uzun süre devam etme ihtimali, pandemi öncesine göre çok daha sınırlı bir hareket alanı olan maliye politikalarının sağlık ve sosyal harcamalara öncelik vermesini kaçınılmaz hale getiriyor. Bu durum, likiditeye erişimi korumak ve gerektiğinde borçların yeniden yapılandırılmasını sağlamak için uluslararası bir iş birliğini zorunlu kılıyor. Aynı zamanda etkileri her geçen gün artan iklim değişikliğiyle mücadeleye kaynak ayırma zorunluluğu da önceliğini koruyor.

Dünyadaki bu gelişmeler, 2021 yılında Türkiye’deki gündem açısından da belirleyici oldu. Yılın ilk üç çeyreğinde rekor bir büyüme sergileyen Türkiye, bu özelliğiyle birçok gelişen ülkeden ayrıştı. Diğer taraftan yılın son döneminde kurlarda yaşanan oynaklık ve hızlanan enflasyon, ekonomiye yönelik belirsizlikleri artırdı. Pandeminin işgücü ve çalışma düzeni üzerinde yarattığı etkilere ek olarak yükselen hammadde ve enerji fiyatları, tedarik zorlukları ve pazardaki dalgalanmalar, imalat sanayiini bu belirsizlikten en çok etkilenen sektörlerden biri haline getirdi. Buna rağmen sanayi sektörünün büyümeye katkısı sürdü, ancak son çeyrekte tarım ve inşaat sektörleri ile yatırımlarda daralma yaşandı. Büyüme performansında özel tüketim ve ihracat belirleyici oldu.

Değerli Ortaklarımız,

Tekfen Holding olarak, yatırımların azaldığı 2021 yılında mevcut iş alanlarımıza odaklanarak, küresel ve yerel ölçekte hızla değişen gündeme cevap vermeyi hedefledik. Yılın ilk çeyreğinde Holding yönetiminde gerçekleşen bayrak değişimi ile birlikte, Grup yapımızı değişen şartlara göre gözden geçirerek daha çevik, daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir organizasyona dönüştürmek üzere bir yenilenme süreci başlattık. Tekfen’in 65 yıllık geçmişinde Tekfen Şirketler Grup Başkanı olarak ilk kez kurum dışından deneyimli bir CEO olan Sayın Ali Pandır’ın atanmış olması da, bu değişim arzusunun bir göstergesidir. Günümüz iş dünyası için vazgeçilmez nitelikteki bir değerler silsilesi üzerine inşa edilmiş olan Tekfen’in bu değerleri günümüzün değişen şartlarına uygun ve çevik bir organizasyonla bütünleştirmesi, geleceğe daha güvenle bakan, dinamik, rekabetçi ve tüm paydaşları için değer yaratan bir kurumsal yapının kurulması için hayati öneme sahip bulunuyor.

2021, aynı zamanda Grubumuz için sürdürülebilirlik konularının gündemimizden hiç düşmediği bir yıl oldu. İklim krizi başta olmak üzere, dünyamızın geleceği için risk oluşturan konulara duyarlılıkla yaklaşıp, iş modelini bu sorunlara çözüm üretecek şekilde geliştiremeyen hiçbir şirketin gelecekte var olamayacağına inanıyoruz. Tekfen Grubu olarak sürdürülebilirliği sadece Grubumuz için değil, gezegenimizin geleceği adına da bir zorunluluk olarak görüyoruz.

Çalışkanlıkları, ülke sevgileri, sosyal ve çevresel sorumluluklarına sahip çıkan yaklaşımları ve engin vizyonları ile hepimize örnek olan üç kurucumuz Necati Akçağlılar, Feyyaz Berker ve Ali Nihat Gökyiğit’in hayat felsefesinin bir uzantısı olarak gördüğümüz sürdürülebilirlik faaliyetlerimiz, Grup Şirketlerimiz genelinde giderek içselleştirilen çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim (ESG) yaklaşımıyla şekilleniyor. Şirketlerimiz, dijitalleşme, inovasyon, çevre, verimlilik, kapsayıcılık gibi alanları iş süreçlerine entegre ederek faaliyetlerini günden güne sürdürülebilirlik ekseninde geliştiriyor.

Dünyanın karşı karşıya olduğu en temel risklerden iklim değişikliği ve su krizine karşı aldığımız önlemlerle, 2021 yılında bir kez daha CDP’nin hem İklim Değişikliği hem de Su Güvenliği Programlarında “A” seviyesinde derecelendirilmemiz, bizi cesaretlendiren bir gelişme oldu. 2020 yılında belirlediğimiz orta ve uzun vadeli emisyon azaltım hedeflerinin ardından, net sıfır emisyona geçiş planımızı şekillendirmek amacıyla “Tekfen Net Sıfır Yol Haritası” çalışmalarını başlattık.

Günümüzde hızla değişen süreçler değişime ayak uyduramayan kurumlar için tehdit oluştururken, değişim yönetimini içselleştirmiş ve buna uygun yapı ve karar mekanizmalarını oluşturmuş şirketler için eşsiz fırsat alanları yaratıyor. Tekfen olarak, doğru bir yapı ve doğru kurgulanmış iş süreçlerimizle, bu alanları en iyi şekilde değerlendirmek ve yeni atılımlarımız için birer fırsata dönüştürebilmek, gelecek dönemdeki en temel önceliğimiz olacak.

Bu yolda bizimle aynı hedefleri paylaşan tüm çalışan ve yatırımcılarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılarımla,

Zekeriya Yıldırım